Ünlü Roman Şair Papusza’nın Hikayesi

Haktan Kabak 

Yakın zamanda bir kitap geçti elime. Adı “Beni Ayakta Gömün”. Isabel Fonseca’nın kaleme aldığı bu kitap, asıl adı Bronislawa Wajs olan ancak Papusza olarak tanınan Roman bir kadının öyküsüyle başlıyor. Papusza, karavanlarla seyahat eden göçebe bir ailenin bir üyesi. İçinde okumak için sonsuz bir aşk var. Okuma yazma bilen birinden çalıntı bir tavuk karşılığında okumayı öğreniyor. Zamanla gizli bir kitaplığı bile oluyor. Onu kitap okurken yakaladıklarında dövüyorlar, kitaplarını ve dergilerini yırtıyorlar ama Papusza yılmıyor. Okumaya, yazmaya devam ediyor, gezdiği yerleri, ormanları, ilginç gelen olayları kaleme alıyor.

Zamanla kalemi güçlenen Papusza, Yahudilerle beraber soykırıma uğrayan Romanların yaşadıklarını “Kanlı Gözyaşları” ve “Alman Zulmü Altında Yaşadıklarımız” adlı kitaplarda anlatıyor. 1950 yılında, Polonya’da çıkan edebiyat dergisi Problemy’de şiirleri yayımlanıyor. Papusza hala en ünlü Roman şairlerden biri kabul ediliyor.

Papusza ile aynı dönemde anılan önemli yazarlardan biri de Jerzy Ficowski. Polonya’daki Romanlarla yakın ilişkileri olan Polonyalı yazar aynı zamanda Papusza’nın da arkadaşı. Romanes bilen Ficowski, Papusza’nın şiirlerini diğer dillere de çeviriyor. Hatta Romanların yaşam tarzına dair “Muskalar ve Tanımları” ile “Polonya Yollarında Romanlar” adlı iki kitabı bulunuyor.

Polonya’nın “Çingene sorunu”

Papusza’nın Polonya’nın Gorzów Wielkopolski kentindeki heykeli

Ficowski, II. Dünya Savaşı sonrası iktidara gelen Polonyalı sosyalistlerin Romanların göçebe hayattan yerleşik düzene geçişini öngören politikasının destekliyordu. Papusza’nın da bu fikirleri desteklediğini söyleyen Ficowski, onun Romanlar için bir ideal olduğunu anlatıyordu. Polonyalı sosyalistlerin bu politikalarının ardında ulusal ve etnik bakımdan homojen bir devlet yaratma arzusu vardı. Bu sebeple “Çingene sorunu”nu ele almış, Polonya İçişleri Bakanlığı yetkisi altında “Çingene işlerinden sorumlu bir ofis” kurmuşlardı.

Bu ofis 1989 yılına kadar çalıştı. Polonya nüfusunun yaklaşık binde beşini oluşturan Romanlar, yasalarla yerleşik hayata geçmeye zorlandı. Oysa Romanların çoğu yerleşik hayata geçerlerse asimile olacaklarını düşünüyor ve bu politikaya karşı çıkıyorlardı. Soykırımdan kurtulan Romanlar ancak göçebe hayat ile hayat tarzı ve kültürlerine sahip çıkabileceklerine inanıyorlardı.

Papusza da bu nedenle devletin Romanlara yönelik politikasının öncüsü olarak görüldü, hedef gösterildi. Yerleşik hayata geçmek istemeyen Romanların hain ilan ettiği Papusza, Polonyalı Romanlarının en yüksek otoritesi olarak kabul edilen Baro Şero’nun ya da diğer adıyla Obabaşı’nın huzuruna çıkarıldı. Kısa bir müzakereden sonra “mahrime” ilan edildi. Bu, Papusza’nın temiz olmadığı anlamına geliyordu. Cezasına gelince; bir daha geri dönüşü olmaksızın Roman cemaatinden atıldı.

240 gün kadar Silizya’da bir akıl hastanesinde kalan Papusza, tam 34 yıl tek başına yaşadı ve 1987’de tek başına öldü. Bu yürek burkan hikaye beni derinden etkiledi. Kendi toplumun geleceği icin mücadele veren, bu kadar değerli bir insanın yine kendi toplumu tarafından dışlanarak cazalandırılmasını büyük bir üzüntüyle okudum. Ama Romanlar olarak böyle bir insanı tanımak, varlığını bilmek büyük bir ödül. İyi ki varsın Papusza.