Pazar Söyleşileri: Sabih Güzel, Hacer Foggo ile Görüştü

Sabih Güzel

Romanların “Hacer”i , “Hacer abla”ları… Çoğu zaman ona “Sarı gacı” diye hitap ediyorlar. Irkçılığa karşı olduğunu biliyorum ama yine de onun ruhunun Roman olduğunu söyleyebilirim.

Söyleşi talebimi ilettiğimde, yılların gazetecisi olmasına rağmen, telefondaki sesinin değiştiğini ve heyecanlandığını anladım. “Neden benimle? Roman haklarını savunan bir dernek başkanıyla da röportaj yapabilirdin” diye sorduğunda, onun Roman hareketinin önemli isimlerinden olduğunu belirttim ve zor da olsa ikna edebildim. 9 Ocak 2018 Salı günü Çimenev’de görüşmek üzere sözleştik.

Sabah Çimenev’e gittiğimde henüz gelmemişti. On dakika sonra, o hiç kaybolmayan sıcak gülümsemesiyle sokağın başında belirdi. İçeriye birlikte girdik. Heyecanının hala sürdüğü belli oluyordu. Uzun zamandır görüşmediğimizden hal hatır sorma bölümünü uzun tuttuk. Daha sonra bana Çimenev’i gezdirdi. Çocuklar ve kadınlar için yapılanları gördükçe, hem böyle bir dostum olduğu için gururlandım, hem de yurdun her yöresinde olması gereken “Çimenev” lerin eksikliğini hissettim. Mutfağa geçtik ve sohbetimizi Hacer Foggo’nun hazırladığı kahve eşliğinde sürdürdük.

Foggo, serbest gazeteci. Uzun yıllar gazete ve dergilerde, insan hakları üzerine yazılar yazmış, haberler yapmış. 2000’li yılların başında Sulukule’de yapılmaya başlanan kentsel dönüşüm sürecinin başında Romanlarla tanışmış ve Romanların sesini duyurabilmek için mücadele etmeye başlamış. O süreci, Foggo’nun anlatımıyla dinleyelim:

“Sulukule’de, Şükrü Pündük ve Asım Hallaç ile tanıştım, Belediye ve resmi dairelere gittiklerinde, muhatap alınmadıklarından dernek kurmak istiyorlardı. Dernek kurulumunda yardımcı olabileceğimi belirttim ve Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği‘ni kurduk. Sulukule’ye adım attığım o günden, son ev yıkılıncaya kadar orada kaldım. Bu mücadele süresi içerisinde Şükrü Pündük’ün onurlu ve dik duruşunu, mahallesi için yaptıklarını kesinlikle unutmam mümkün değil” derken sesi titriyordu. “O dönem içerisinde oluşan Sulukule Platformu’nda mimarlar, gazeteciler, yazarlar, öğrenciler vardı ve hiçbir hiyerarşik yapı oluşmadan herkes gönüllü olarak çalıştı. O kadar çok gönüllü vardı ki, hepsini size anlatmam mümkün değil ama bir kaçından söz edebilirim. Viki Ciprut, Aslı Kıyak, Deniz Mukan, Derya Nüket Özer, Cihan Baysal, Nejla Osserian, Özlem Legat, Funda Oral… O kadar çok emekleri var ki! Funda demişken, orada yarı yıkık evlerde başlayan çocuk atölyelerini Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi olarak devam ettirdi ve Tahribad-ı İsyan Sulukule’den doğdu. Üç yıl önce kaybettiğimiz sevgili Neşe Ozan’la Sulukule sokaklarını arşınladık, girmediğimiz ev kalmadı. Birlikte, hiç hak verilmeyen 130 kiracının hak sahibi olmasını belediyeye kabul ettirdik. Sulukule Roman Derneği Başkanı Şükrü Pündük ile birlikte Avrupa Parlamentosu’na gittik. Sulukule’de yüzlerce basın toplantısı yapıldı, meclise gittik. Yönetmen Tony Gatlif geldi, Sezen Aksu “Sulukulemizi yıkmasınlar” dedi, UNESCO “bu bir soylulaştırmadır” dedi ama yıkımı durduramadık. Avukat Hilal Küey tarafından açılan ve takip edilen Sulukule davaları sürüyor. Sulukule mücadelesi, Roman haklarının gündeme gelmesinde ve açılıma giden süreçte çok önemli bir mücadele. Roman Açılımı’nda, o dönemin bakanlarından Faruk Çelik’le bir sohbetimizde “Sulukule’de, bin yıllık bir tarih yıkımla sonlandırıldı. Hükümetiniz bu konuda nesilden nesile aktarılacak büyük bir yanlış yaptı” dediğimde “Haklısınız” demişti. Bu konuşmayı, basına da anlatmıştım ki başka Sulukuleler olmasın.

Daha sonra Roman Çalıştayları oldu, Roman Buluşmaları oldu. Milli Eğitim Bakanlığıyla ortak çok güzel bir Eğitim Eylem Planı hazırladık. Bu plan stratejide bile yer almadı. Çok güzel toplantılar ve toplantı çıktıları oldu. Ama uygulama süreci bir adım ileri iki adım geri gidiyor maalesef…”

Foggo, Sulukule ile başlayan sürecin kırılma noktası olarak ise ROMFO sürecini işaret ediyor ve şöyle anlatıyor:

“Sanırım bu mücadele içerisinde benim için en önemli olaylardan biri de 2012 yılının kasım ayında yaptığım çağrıydı. Türkiye’nin her yerinden katılım sağlayan Roman dernek temsilcileriyle yapılan iki günlük bir çalışma sonucunda Roman Forumu ROMFO‘yu oluşturduk. ROMFO’nun kuruluşunda 6 federasyon ve 60’a yakın dernek vardı. O dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’le yaptığımız görüşme sonucunda, Romanlar için hazırlanan Strateji Eylem Planı‘nın yazımına ROMFO olarak müdahil olduk, önerilerimizi sunduk. Tabiki sadece ROMFO değil başka platformlardan arkadaşlar da vardı. En azından farklı görüşlerde de olsak aynı masa etrafında oturuyorduk ve bugünkü gibi bir kutuplaştırma yoktu. Nihayetinde 50 sayfalık bir plan ortaya çıktı. 30 Nisan 2016 tarihinde kabul edilen bu plan, hazırlanan taslak plandan uzak olmasına rağmen yine de Romanlar için hazırlanmış bir Strateji Eylem Planı var. Bu çok önemli bir kazanım. Ayrıca bir izleme kurulu var. Kuruldaki isimlerimiz çeşitli baskılarla silinse de, kişisel olarak çok önemli değil benim için. Çünkü ben söyleyeceklerimi, yazarak, çizerek her platformda söyleyebiliyorum. Bu konuda çalışmalarımı sürdürüyorum ve yeni bir yazı hazırlıyorum stratejiyle ilgili. Önerilerimi Bakanlık’a iletmek için.

ROMFO’nun gerçekleştirdiği projelerden birisi de Roman milletvekili çıkartmaktı. Özcan Purcu, daha önceden de CHP içerisinde çalışmış, aday olmak istemiş fakat ya aday yapılmamış ya da seçilecek sıradan aday gösterilmemişti. Senin de bütün sürece tanık olduğun gibi, 2015 yılı genel seçimleri öncesi, CHP milletvekilleri ve Genel Başkan yardımcılarıyla görüştük. Kılıçdaroğlu ile birlikte İstanbul’da bir toplantı yaptık. Daha sonra bir çok kez meclise gittik, birkaç kez CHP grup toplantısına katıldık ve sonrasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüşmemiz oldu. ROMFO’dan arkadaşlar sözcü olarak beni seçmişlerdi. Kılıçdaroğlu’yla görüşmemizde, Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel Tutal’ın küçük oğlu da vardı. Kılıçdaroğlu’na, “Bu gördüğünüz çocuk ya dedesi ve babası gibi sepetçi olacak, yada siz Özcan Purcu’yu aday göstereceksiniz, bu çocuğun hayalleri değişecek” dedim. Daha sonra bu sözün onu çok etkilediğini başka CHP’li milletvekillerinden de duydum.”

Sohbetin samimiyeti ve sürekliliğinden kahvelerimizin bitmiş olduğunun ancak farkına vardık. Çimenev’in temizliği için gelen Şişli Belediyesi görevlisine temizlik malzemelerini teslim ettikten sonra kahvelerimizi tazeledik. Sıcak kahvelerimiz içerken biraz da Çimenev’den söz etmesini istedim.

“Çimenev’in oluşumu, Sulukule’de evlerin yıkımı zamanında başladı. Sabah okula giden çocuklar, işe giden anneler akşam eve döndüklerinde evlerinin yıkılmış olacağı düşüncesini taşıyorlardı. Çocuklar için, gençler için, anneler için büyük bir travmaydı. Bu fikir Kuştepe’de devam etti. Proje yazımını yaptım, ardından Mersin’de bunun projesini yazdım ve oralarda arkadaşlar sürdürüyor. Sonra Roman Hakları Derneğimizin öncülüğü ve desteği ile Şişli Belediyesi ile ortak Çimenev’i kurduk. Şu anda ilk ve orta öğretim öğrencisi 56 tane çocuk var. Öğleyin okul çıkışı geliyorlar, yemeklerini yiyorlar ve sosyal etkinliklere başlıyorlar. Belki evlerinde bilgisayar yok ama burada kod yazmayı öğreniyorlar. Müzik eğitimi alıyor, el becerilerini geliştiriyorlar, kitap okuyorlar, pasta börek yapıyorlar, drama öğreniyorlar. Hepsinin mail adresi var. Hafta sonları Tahribad-ı İsyan geliyor, söz yazımı ve müzik konusunda yardımcı oluyorlar. Gönüllülerimiz, Boğaziçi Üniversitesi, MEF Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Nişantaşı Üniversitesi, Medipol Üniversitesi gibi üniversitelerden gelen psikolog, sosyolog ya da sosyal hizmet uzmanları oluyor. Gönüllülerimiz de bir eğitimden geçiyorlar. Cuma günleri gelen bir psikolog, annelerle görüşüyor, anne – çocuk ilişkileri konusunda eğitim veriyor.. Ve şimdi bu çocuklar, Şişli Kent Konseyinin Çocuk Meclisini kurdular. Toplantılarını burada yapıyorlar, dilekçelerini yazıyorlar ve belediye başkanına sunuyorlar.

Tabi bütün bunlar kendiliğinden olmadı… Hayatımdaki en büyük şans, çok güzel gençlerle karşılaştım. Eğitim Koordinatörümüz Melek Bahat’ı öğrencilik yıllarından ve Kuştepe’deki çalışmalarından tanıyordum. O geldi, çocuklar benden kurtuldular ve Melek öğretmenleri ile başka ve renkli bir dünyanın mümkün olabileceğini gördüler. Kadınlarla ilgili sosyolog Sevim Kahraman arkadaşımız öyle güzel etkinlikler yaptı ki, anneler çocuklarının güzelliğini yeniden keşfettiler. Berker Özçelik, genç bir üniversite öğrencisi. Berker’le çocuklar, anneler belki de çok zor erişebilecekleri bir teknolojiyle tanıştılar. Maker dünyasına girdiler, anneler kendi tuzluklarını tasarlayıp üç boyutlu yazıcıdan çıkardılar. Çocuklar kendilerine yaşamak istedikleri bir şehir kurdular. Daha ne olsun? Son bir şey, Çimenev ekonomik nedenlerden kapanabilir, bununla ilgili yakında bir kampanya başlatacağız. Bizi takipte kalın diyorum.”

Bu güzel sohbet için teşekkür etmeden önce söyleyeceği başka bir şey var mı diye soruyorum. Yüzünden eksilmeyen sıcacık gülümsemeyle…

Roman Medya’ya başarılar diliyorum ve sevgili Roman arkadaşlarıma ayrımsız, kutuplaşmanın olmadığı bir dünyanın çok da uzak olmadığını söylüyorum.” diyor.

(Çimenev’le ilgili ayrıntılı bilgi için; www.cimenev.org )